Ufuk Önen: Ses ve Müzik İnsanı, Yazar, Eğitmen

Ufuk Önen

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Kariyerim 1988 yılında, henüz 16 yaşındayken, profesyonel hayatımın temellerini attığım müzik grubum Hazy Hill ile başladı diyebilirim. Hazy Hill 1995 yılına kadar sıkı bir şekilde  devam etti. Konserler, stüdyo kayıtları… O yedi yıl bana gerçekten çok şey öğretti. Tüm bunlar olurken bir yandan da hem üniversitede okuyordum hem de çeşitli radyolarda çalışıyordum. Radyolar hem müzikal hem de teknik açıdan bana çok şey kattı.

1995 yılında Hazy Hill durma noktasına geldi. Müzikten kopmak istemiyordum, bir de ses kayıt ve müzik prodüksiyonu üzerine gitmek, bu alanda kendimi geliştirmek istiyordum. Gitarımı aldım, bir sırt çantasına eşyalarımı doldurdum ve Los Angeles’a gittim. O zamanlar orada bile bu alanlarda fazla okul seçeneği yoktu. Mevcut okullardan birine yazıldım. Okulda aslında temel bilgilerimin eksik olmadığını, alt yapımın kuvvetli olduğunu gördüm. Diğer yandan okul ve Los Angeles’ta içinde bulunduğum ortam bana büyük prodüksiyonların nasıl yapıldığını görmem açısından çok şey kattı. Sadece teknik tarafından bahsetmiyorum… Açık görüşlülük, farklı bakış açıları, güvenli alandan çıkıp farklı şeyler denemek… Bence Los Angeles’ın bana en büyük katkısı bunları görmek, yaşamak ve deneyimlemek oldu. Bu sayede ben de her şeye daha farklı bakar bir hale geldim.

Daha sonra Türkiye’ye döndüm, iki arkadaşımla birlikte Ankara’da Sis Müzik Prodüksiyon adında bir şirket kurdum. Kayıt stüdyosu olarak başladık, müzik yapım işine girdik ancak daha sonra akış bizi daha çok ses sistemleri işine taşıdı. Şirket iyi gidiyordu fakat bir süre sonra iş akışımızın teknik ve kreatif alanları istediğim gibi birleştirmeme izin vermediğini hissettim. Hissemi 2006 yılında devrettim. Sis Müzik hala iyi bir şekilde devam ediyor Şirketten ayrılınca freelance olarak ses tasarımı işleri yapmaya başladım. Bir yandan da uzunca bir süreden beri üzerinde çalıştığım ilk kitabım Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri’ni bitirmek üzere kolları sıvadım. Kitabım 2007 yılında çıktı ve büyük ilgi gördü. 2008’de Bilkent Üniversitesi’nde Türkiye’deki ilk ses tasarım derslerinden birini açtım. Hala da Bilkent Üniversitesi’nde ders vermeye devam ediyorum. Bugüne kadar ses, müzik ve medya kesişiminde üç lisans bir de yüksek lisans olmak üzere toplam dört ders geliştirdim. Bir yandan da sinema ve müzik için ses sistemleri ile elektro-akustik alanlarında proje danışmanlığı yapıyorum; bunlar daha çok kurumsal işler.

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

1989 yılında grubum Hazy Hill ile birlikte ilk gerçek prodüksiyonumuzu yapmak üzere Stüdyo Ankara’da kayda girmiştik. O kocaman mikser, dönen makara bantlar, üzerinde bir sürü ışıklar olan cihazlar, mikrofonlar, kayıt odaları… Çok etkilenmiştim. Zaten büyük merakım vardı ama o ortamda olmak, kayıt yapmak beni gerçekten çok etkiledi. Henüz 17 yaşımdaydım ama orada kararımı vermiştim. Kendi kendime “ben bu işi yapacağım” dedim. Bugüne kadar yaptığım işlerin hep ses, ses teknolojisi ve müzik etrafında döndüğünü düşünürsek kararımdan sapmadığımı söyleyebilirim sanırım.

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

Az önce de söylediğim gibi ilk profesyonel deneyimimi 17 yaşımda Stüdyo Ankara’da yaşadım. Daha sonra 19 yaşımda radyolarda çalışmaya başladım. Radyolarda hem program içeriği üretiyordum hem de hazırladığım programların kayıt, montaj gibi teknik işlerini yapıyordum. Bir de yine o yaşlarda freelance işler yapmaya başlamıştım.

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Lütfen kabalık olarak algılamayın ama maalesef bu soruya verebilecek bir cevabım yok. Daha önce de soruldu, yine cevap veremedim. Tek bir kitap ismi vermek zor. Aynı şey müzik ve film için de geçerli, en azından benim açımdan.

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

16:00-20:00 arası genellikle vücut enerjim düşük oluyor. Okumak için bu saatleri tercih ediyorum.

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Sabah saatleri! Sabah zihnim açık oluyor, bir de genel olarak kendimi enerji dolu hissediyorum. Bazen aynı şey geceleri de olabiliyor. Mesela 22:00 sonrası. Her zaman değil ama…

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

İşler yolunda gitmediği zaman en büyük motivasyon kaynağım daha önce çok zorlandığım ama sonunda başardığım işleri düşünmek oluyor. Onları düşününce karamsarlığa kapılmak yerine tam tersine farklı bir enerjiyle işin üzerine gidiyorum. Yalnız ilk önce bir ara veriyorum. Bazen bir gün, bazen bir hafta, bazen daha uzun bir süre… Kendimi biraz uzaklaştırıyorum. Bu sayede duruma daha objektif bakabiliyorum. Sonra işin yolunda gitmesini engelleyen problem ya da problemleri tespit etmeye çalışıyorum. Mümkünse bunu yürüyüşler sırasında yapmaya çalışıyorum. Sonra bu problemleri çözebilmek için stratejiler geliştirmeye çalışıyorum.

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Kesinlikle olumlu etkiledi! [gülerek] Baskı insanı çok yoruyor ama diğer yandan da bence üretkenliği ve yaratıcılığı ciddi anlamda olumlu bir şekilde etkiliyor, katalizör görevi görüyor!

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Evet, sürekli kullandığım bir yöntem var. İlk önce işi kafamda parçalara bölüyorum. Sonra elime kağıt kalem alıp bu parçaları kutucuklar halinde kağıda geçiyorum. Kutucukları yani parçaları işlevlerine göre gruplandırıyorum. Bu aşamada biraz yap boz oluyor tabii, bu yüzden bir de silgi gerekiyor! [gülerek] Daha sonra parçaların birbirleri ile olan ilişkilerini çizgilerle görsel hale getiriyorum. En son olarak da parçalar üzerinde hangi sıra ile çalışmam gerektiğine karar veriyorum. Bu yöntem benim için her işte, her projede gayet güzel çalışıyor. Böyle anlatınca basit gibi duruyor ama aslında değil. Bunu yaptığımda projede çok ciddi bir aşama kaydetmiş oluyorum. Sonra beni kimse tutamaz! [gülerek]

Bir müzik grubunda olsaydınız grubunuzun adı ne olurdu?

Benim bugüne kadar tek bir gerçek grubum oldu, bundan sonra da başka olacağını sanmam: Hazy Hill.

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Devam eden bir projenin geri kalanın tamamlamak veya yeni bir proje için bir fikir üretmek ya da harekete geçmek.

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Olabilir… Tam bilemiyorum. Çalışırken müzik dinlemeye kalkıştığımda aklım hep müziğe gidiyor, pek çalışamıyorum. O yüzden çalışırken müzik dinlemeyi pek tercih etmiyorum. Dinleyeceksem de sözsüz ve çok iyi bildiğim müzikler dinlerim. Diğer türlü müzikte olup biteni duymaya, keşfetmeye uğraşırken üzerinde çalışmakta olduğum işe konsantre olamıyorum.

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Fikri bulmak ve yapım aşamasında ilerlemeleri görmek bence çok heyecan verici. En heyecan duyulan anın işin tamamlandığı an olması beklenir ama bence hiç öyle değil. Tamamlandığı zaman bende nedense bir garip bir his oluyor.

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Bunun için spesifik bir deneyimden bahsedemeyeceğim ancak şunu söyleyebilirim; yaratıcı, çalışkan, üretken ve alanlarında iyi işler yapan insanlarla bir arada olmak, hatta daha da iyisi onlarla çalışmak beni çok etkiliyor ve geliştiriyor. Bu insanların mutlaka benim alanımdan olmasına gerek yok. Farklı alanlardaki insanlar için de aynı şey geçerli.

Bir parfüm harmanlasaydınız içerisine neler eklerdiniz?

Sanırım bu soruyu cevaplayamayacağım! [gülerek] Kokularla aram pek iyi değil.

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Bilgisayar. Ne yaparsam yapayım mutlaka bilgisayar gerekiyor.

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Fikirler üretip, sadece üretmekle kalmayıp bunları hayata geçirebilen kişi.

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Eskiden bazı eşyalarıma çok bağlıydım. Yaklaşık 10 seneden beri o huyumu kaldırıp attım. Sanırım artık en sevdiğim eşya diye bir şey yok.

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Bitip tükenmeyen bir enerjiyle sürekli üreten ve kafasını koyduğunu yapan insanlara büyük hayranlık duyarım.

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

“Be careful what you wish for, it might just come true”. “Ne dilediğine dikkat et, gerçekleşebilir” şeklinde çevirebiliriz sanırım. Kaynağını ya da kimin söylediğini bilemiyorum ama bu cümle yıllardan beri hep aklımdadır.

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabım. Sebebi de ses ve müzik alanlarında çalışmak isteyen binlerce insana yardımcı olmuş olması. Zamanında o bilgilere ulaşmak için çok büyük zorluklar çektim. Aynı zorlukları benden sonra gelenlerin çekmesini istemedim.

Süper gücünüz nedir?

Süper güç sayılır mı bilemiyorum ama bir işle uğraşırken tablonun genelini görebiliyorum, bu da bana birçok avantaj sağlıyor.

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Hiç bir şeyi! Bugüne kadar uzun ve zor bir ama bir yandan da heyecanlı ve eğlenceli bir yolculuk oldu. Bazı şeyleri baştan bilseydim belki o kadar keyifli olmayabilirdi veya şu anda prfesyonel açıdan olduğum kişi olmayabilirdim.

En minnettar olduğunuz şey nedir?

Sağlıklı ve bir şeyler üretebilir durumda olmak.

Hayatınızın sloganı nedir?

Strength, courage, honor! Güçlü, cesur ve onurlu olmak…

En iyi tavsiyeniz nedir?

Ne yaparsanız yapın hayata dokunmayı unutmayın ve ne yaparsanız yapın mutlaka kendiniz olun! Hayal edin, fikir üretin ama bunların en azından bir kısmını hayata geçirmek için çalışın çabalayın. Başkalarının yaptıklarını takip edin ama onların yaptıklarının aynısını yapmayın. Herkesin yaptığını yapmanın kısa vadede size bir takım dönüşleri olabilir ama uzun vadede hiçbir işe yaramaz.

İlgili Bağlantılar:  ufukonen.com / facebook / twitter / instagram

Sosyal Medyada Paylaş



Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,