Eylem Kaftan: Yönetmen

Eylem Kaftan

Kariyer yolculuğunuzu lütfen kısaca açıklayabilir misiniz?

Kariyer yolculuğuma Kanada’da sinema okulunda öğrenciyken, sıfır bütçe bir belgesel yaparak başladım. İmece usulüyle yapılan bu belgesel, 1999 depremi ve sonrasını anlatıyordu. O ilk belgeselimde bana maddi, manevi destekte bulunan arkadaşların önünde saygıyla eğiliyorum. Şu an sıfır bütçe bir film yapmayı hayal bile edemiyorum. Herhalde gençlik cesareti, ateşiydi diyelim. Bu belgeseli yapmaya zorunlu hissetmiştim çünkü çocukluğumu geçirdiğim Yalova, Çınarcık, Değirmendere gibi yerlerin uğradığı yıkım karşısında, bir şeyler yapma ihtiyacı içindeydim. Bak Devlet Baba / Faultlines isimli bu belgesel Toronto’da bir kaç ödül getirince, bir anda kendimi suyun içinde buldum. Artık benim de bir filmim vardı ve yurtdışında ödül almıştı. Bu motivasyon ve özgüvenle belgeseller çekmeye başladım. O yıllarda kariyerimin en önemli filmi Kanada’da çok ses getiren, öldürülmüş olan halamın izini sürdüğüm İsmi Güzide / Vendetta Song belgeselidir. Dünyanın en önemli belgesel festivali olan Hot Docs’tan iki önemli ödül aldı. O yıl Kanada’nın en konuşulan belgesellerinden biri oldu. Kanada kariyerimin başında bana değer vermiş, yolumu açmış bir ülkedir. 2006’da Türkiye’ye döndükten sonra pek çok televizyon işi yaptım. Ama en çok ürün verdiğim kanal Aljazeera kanalıdır. Sayısını unuttuğum kadar belgesel yaptım Aljazeera’ya. Bunlar Aljazeera World’da, tüm dünyada gösterilip, çok yankı yaratan belgeseller oldu. Sinema filmi yapmak ise hep teşebbüste bulunduğum ama çeşitli nedenlerden ötürü gerçekleştiremediğim bir maceraydı. Çok şükür Kovan’la ilk sinema filmimi yapmış oldum, iyi ki de yapmışım. Şimdi de Kovan’ın bereketli festival maratonu sürüyor.

Şu an yaptığınız meslekte çalışmak istediğinizi ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Bu istek Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken de bende mevcuttu ama yeterli özgüven ve koşullar oluşmamıştı. En başından beri yapmak istediğim meslekteyim. Keşke hep film çekebilsem.

İlk işinizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız?

Bak Devlet Baba/Faultlines belgeselini yaptığımda 25 yaşındaydım.

Üzerinizde en çok etki yaratan kitap hangisidir? Neden?

Bu çok zor bir soru. Karamazof Kardeşler geldi ilk anda aklıma. Uzun zaman oldu okuyalı ama inanç meselesini tüm boyutları ve birbirinden tamamen farklı kardeşler üzerinden anlattığı için kendimi çok yakın hissetmiştim. Aynı zamanda, bir memleketin, Rusya’nın metafiziğini tüm derinliği ile gözler önüne serer. Üstelik içinde Dostoyevski’nin mucizelere göz kırptığını görürüz. Alyoşa karakteri tüm roman karakterleri arasında en yakın hissettiğim karakterlerden biridir.

Okumak için genellikle günün hangi saatlerini tercih edersiniz?

Genellikle yatmadan önce kitap okurum. Uykuya dalmak için ideal yöntem. Bazen sabah uyanır uyanmaz da kitap okurum zira sabah saatleri beynin en taze olduğu saatlerdir. Bazen de bir kitap beni sardı mı, her şeyi bırakıp, bitirene kadar gece gündüz kitabı okuduğum da olmuyor değil.

Gün içinde en yaratıcı ve üretken zamanınız hangisidir?

Kahvaltımı yaptıktan sonra, mutlaka sert bir kahve içerim. İşte en üretken olduğum vakit kahvenin etkisini hissettirmeye başladığı sabah saatleridir.

İşlerin yolunda gitmediği zamanlarda en büyük motivasyon kaynağınız nedir ve üstesinden gelmek için ne yaparsınız?

İnançlı bir insanım ve pek çok kaynaktan manevi destek aldığıma inanıyorum. En zor zamanlarda işlerin mutlaka yoluna koyulacağına dair, nedeni belirsiz bir inancım var. Sanırım bunu anlatmak zor. Çok şükür ki en zor zamanlarda hızır gibi yetişen bir destek oluyor. Hayatımı maneviyat ve değer verdiğim işler üzerine, kalbimi koyarak, elimden geldiğince temiz yürekli olmaya çalışarak yaşadığım için belki de bu inancımı koruyorum. Geçmişte zor zamanlarda imdada yetişmiş insanlar ya da durumlar sanırım görünürdeki motivasyon kaynağım.

Kariyerinizde en büyük baskıyı hissettiğiniz dönemler üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?

Paniğe kapılmadığım zamanlar olmadı değil. İnsanın düşüncelerinin berraklığını yitirmesi bazen üzücü oluyor çünkü hayatın gerçekleri seni her taraftan çekiştirebiliyor. Genelde bizim işimizde maddi sınırlamalar üretkenliğimizi etkiler. Ama yine sanırım inançlarımdan ötürü baskıların ve hayal kırıklıklarının da hayırlara vesile olacağına inanırım. Bir şey olmuyorsa, bir sebebi vardır diye düşünüp, b, c planlarına yönelirim hızlıca. Bizim işimiz çok bilinmeyenli bir denklem gibi olduğu için esneklik gerektiriyor. Bu esneklik ve yeni durumlara adapte olarak, olumsuz gibi görünen durumları değiştirebiliriz.

Zorlandığınızı hissettiğiniz bir işle karşılaştığınızda, durumu zihninizde -basitleştirmek- aşmak için kullandığınız bir yöntem var mıdır?

Meditasyon yapıyorum. Meditasyon odaklanmam ve genel sakinliğime dönmeme neden oluyor. İnsana bu zorlandığın zamanlar için içsel bir güç sağlıyor. Zihnimi temizleyip, kendimi yükseltip, amacıma tekrar odaklanma gücünü bulurum kendimde. Bir de elimden geldiğince realist olmaya çalışırım ve kendi referanslarımla yolumu bulurum.

Yorucu bir günün ertesi sabahında yataktan kalkmanızı sağlayan şey nedir?

Meditasyon ve kahve.

Çalışırken müzik dinlemenin duyguyu-odağı isteğiniz dışında olmaması gereken farklı yerlere götürebileceği söylenir. Bu fikre katılıyor musunuz?

Ben hep müzikle çalışırım. Müzik benim başka bir boyuta geçmemi en hızlı sağlayan araç. Özellikle kurmaca yazarken, gündelik hayatın çok dışında kendine özgü bir dünya yarattığımız için, kendimi soyutlamak için müziğe çok ihtiyaç duyuyorum.

Bir işin en heyecan duyduğunuz aşaması hangisidir? (Fikri bulduğunuz an, yapım süreci, tamamlandığı an.)

Genellikle çok heyecanlı bir insanım. En heyecanlısı fikri bulduğumuz an olabilir. Ama her aşamasında çok heyecanlı, neredeyse sihirli pek çok an var.

Üretkenliğinizi-yaratıcılığınızı en çok geliştiren deneyimleriniz nelerdir?

Yazmak insanı çok geliştiriyor. İnsan yazdıkça zihni berraklaşıyor, bilinmez diyarlarda keşfe çıkmış gibi oluyor. Ama onun dışında pek çok şey olabilir. Seyahat etmek, yeni insanlarla tanışmak da beni çok besliyor. İnsanların hikayelerini hep çok merak ederim. Onların sorunları, çatışmaları, hayatları ve kendilerini yorumlama biçimleri beni çok besler. Çok farklı coğrafyalarda, çok farklı hayatlarla karşılaşmak en önemli ilham kaynağım diyebilirim.

Bir parfüm harmanlasaydınız içerisine neler eklerdiniz?

Gül, yasemin ve yağmur.

Çalışma ortamınızda “kesinlikle olmalı” dediğiniz şey nedir?

Müzik ve kulaklık.

“Yaratıcı kişi” tanımınız nedir?

Hayata bir anlamda ‘Kusursuz yabancı’ gibi bakan, olayları ve kişileri gözlemleyebilen, anlara bakışında hep çocuksu bir tazelik taşıyan, duyduklarından ve gördüklerinden kendine özgü bir dünya yaratabilen.

En sevdiğiniz eşyanız nedir?

Eşyalarla böyle bir ilişkim yok. Kitaplardır herhalde yine.

Hayatta en çok kime hayranlık duyarsınız? Neden?

Gerçekliği en yalın ve samimi şekilde bize yansıtabilen sanatçılarla. Tanrının bakışı gibi bir empati, önyargısızlık, gösterişsizlik ve derinlik içerdiği için. Belki ulaşılmaz gibi geldiği için.

Yaşadığınız en saf şey (bir an, bir hatıra) neydi?

Doğayla karşılaşmalarım en saf olanları. Bir bulut deniziyle karşılaşmak mesela. Yalnızken yağmuru izlemek.

En sevdiğiniz ‘alıntı’ nedir?

“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”

Şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz işler içerisinde en gurur duyduğunuz hangisidir?

Kovan

Süper gücünüz nedir?

Olmayanı oldurabilmek.

Kariyerinizin başlangıcına dönebilseydiniz en çok neyi bilmeyi isterdiniz?

Bahanelerin sadece bahane olduğunu ve karşılaşmam gereken insanlarla bir an önce karşılaşmam gerektiği.

En minnettar olduğunuz şey nedir?

Sevdiğim işi yapmam.

Hayatınızın sloganı nedir?

Kendini bil!

En iyi tavsiyeniz nedir?

İnandığın şeyi yap, bir gün mutlaka kazanırsın.

İlgili Bağlantılar: twitter / instagram

Sosyal Medyada Paylaş



Etiketler: , , , , , , , , ,